Ümit Yenişehirli yazdı: Ramazan, takvim ve tarih

Ümit Yenişehirli yazdı: Ramazan, takvim ve tarih
Yazı Özetini Göster

Mübarek Ramazan, bütün güzelliği, neşesi ve huzuru ile geçip gidiyor. Bu güzel ayın son haftasına girdik bile. Ramazan hayatımızı değiştirirken, hicri takvim esası uyarınca her miladi yılda 11 gün geri gitmesi ise de tarih ölçeğinde birçok ilginç detaya yol açıyor.

Ay’ın Dünya etrafındaki dönüşünü esas alan kameri sisteme dayalı çalışan hicri takvimden dolayı yaşanan 33 yıllık döngü, iklim değişiklikleriyle birlikte bu ibadete dayalı toplumsal birçok pratiği de etkileyebiliyor.

MUHACİR VE ENSAR’IN İLK ORUÇLARI

Ramazan söz konusu olduğunda, “hep sıcak olma” özelliğine sahip bulunan bölgeler, ilk dikkat çekenlerden. İslam’ın neşet ettiği bölgenin Arabistan olması, ilk Müslümanlar için Ramazan orucunu epeyce zorlu kılmıştı. Ramazan orucunun farz olmasından itibaren Müslümanlar, yaz aylarında 40-45, kış aylarında ise 30-32 derecede seyreden ortalama hava sıcaklığında oruç tutmak durumunda kalmıştı.

Bu arada, dönemin savaşlarının kimileri de Ramazan ayına denk gelmişti. Bunlardan birisi de Zatü’rrika Gazvesi’ydi. Hicretin 5’inci yılında, Gatafanlıların Medine’ye saldırmak üzere hazırlık yaptığını haber alan Hz. Peygamber (sav), düşmana baskında bulunma kararı almıştı. Harekat, bölgenin en sıcak ve uzun günlerine (Haziran) denk düşen Ramazan’da başlamıştı.

Henüz son üç yıldır oruç tutan Müslüman savaşçılar, bu şartlarda aşırı sıcaklardan korunmak için yanlarında taşıdıkları bezleri içme sularına batırarak serinlemeye çalışmışlardı. Sıcak çöl kumundan korunmak için de ayaklarını bezlerle sarmışlardı. Zaten, savaşın adı da bundan dolayı “yamalılar – yama sahipleri” anlamındaki Zatü’r-Rika’dan gelmekteydi. Bu savaşta, düşman tehlikesi olduğunda nöbetleşe namaz kılınma ruhsatı getiren salatü’l-havf (korku namazı) ve evlerden uzak olunduğundan dolayı da seferiyken oruç tutmama ruhsatı ilk kez uygulanmıştı.

BAĞDAT HALKININ KIŞ RAMAZANIYLA İMTİHANI

Bağdat, coğrafi konum olarak genel meteorolojik çizgisinde sıcak olsa da zaman zaman ağır kış şartlarıyla da karşı karşıya kalabilmekteydi. Emevi ve Abbasiler döneminin, böylesi zamanlardaki Ramazanlarında, Bağdat halkı gıda tedariğinde zorluklar yaşamaktaydı.

Tarihi kayıtlara göre, özellikle 9 ve 10’uncu yüzyıllarda birçok kez yaşanan çok sert kış şartlarında Dicle Nehri’nin donduğu vakalar bile kaydedilmişti. Böylesi yıllarda Kasım ve Aralık aylarına denk gelen Ramazanlarda kıtlık bölgeyi vurmuştu. Bu nedenle Halifeler, sert kış aylarındaki Ramazan aylarında, sarayın devasa mutfaklarını halka açmış, “harise” adı verilen keşkek benzeri, yüksek kalorili yemekleri, dev kazanlarla sahur ve iftarda dağıtarak, halkın aşırı soğuk ve açlıktan bitap düşmesini engellemeye çalışmışlardı.

BİRİNCİ HAÇLI SEFERİ’NDEKİ RAMAZANLAR

İslam tarihindeki büyük savaşların bazılarının Ramazan ayı içerisinde yapılması da Müslüman askerlerin çok olumsuz şartlarda oruç tutmak zorunda kalmalarına yol açmıştı. Anadolu Selçuklu Devleti, Fatimiler ve diğer Müslüman emirliklere karşı başlatılan, “Kudüs’ü kurtarma” motivasyonlu Haçlı Seferlerinin ilki, 1096 ve 1099 yılları arasında gerçekleşmişti. Bu savaştaki Antakya Kuşatması’nın bazı dönemleri ise yaz aylarındaki Ramazanlara denk gelmişti. Selçuklu askerleri, hem surları savunmak hem de kavurucu yaz sıcağında oruç tutmak durumunda kalmıştı. Askerler, susuzluklarını gidermek için ağızlarına serin taşları almışlar, bazen de nemli toprağa uzanarak ferahlamaya çalışmışlardı.

ZİGETVAR VE PLEVNE’DEKİ SUSUZLUK VE KITLIK

Bir başka İslam devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nda da benzer durumlar yaşanmıştı. Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar Seferi (1566) sırasında, askerler Ramazan nedeniyle zorluklar yaşamışlardı. Ordu yönetimi, askerlerin susuzluktan isyan noktasına gelmemesi için, ordu güzergahı üzerindeki kasaba ve köylerin halkından; su, buz ve kar temini konusunda yardımcı olmalarını istemişti.

“93 Harbi” olarak bilinen savaşta da 1877’deki Plevne Savunması’nda yaşanan kıtlık, Ramazan’ı kuşatma altında geçiren Osmanlı askerlerini zorda bırakmıştı. Askerler, oruçlarını sadece bir parça at eti (kıtlıktan dolayı birçok süvari atı kesilmişti) ya da otlarla açmak zorunda kalmıştı. Bu arada, maneviyatı yüksek tutmak için siperlerde teravih namazı kılınması sırasında yaşanan mum ve kandil hareketliliği, Ruslar tarafından sık sık saldırı hazırlığı gibi algılanmıştı.

OSMANLININ ZAMAN AYARLI RAMAZAN VAKIFLARI

Vakıflar aracılığıyla sosyal yardımların akıl almaz inceliklerle düşünülmüş alanlara ulaştığı Osmanlı devrinde, Ramazan döngüsünü dikkate alan hassasiyetler de görülmüştü. Osmanlı vakıf kayıtlarına göre, Ramazan aylarında su dağıtımı, şerbet ikramı ve kar kuyuları yoluyla buz temini için kurulan vakıflar, kış Ramazanları için de işlevsel hale getirilmişti. Vakıf kurucuları, vakfiyelerine koydukları esnek hükümlerle vakfın maddi imkanlarının kışa denk gelen Ramazanlarda garip gurabaya odun ve kömür yardımı için kullanılmasını da sağlarlardı.

BİR YILDA “ÇİFTE RAMAZAN” DA YAŞAMIŞTK

Ramazan ayının, miladi takvime göre yaklaşık olarak 33 yılda bir, başladığı noktaya geri dönmesi, kimi senelerde çok ilginç takvimsel olaylara yol açmıştı. İslam dünyası, böylesi bir durumla en son 1996 yılında karşılamıştı. Buna göre, 1996 yılındaki Hicri 1416’nın “Birinci Ramazan”ı 21 Ocak 1996’da başlamıştı. Aynı yıl içerisindeki Hicri 1417’nin Ramazan’ı olan “İkinci Ramazan”ın başlangıç tarihi ise 31 Aralık 1996 olmuştu.

– Hilal, Ramazan, Osmanlı Maddeleri, Hicri Takvim Araştırmaları Merkezi 

– Ramazan, Hilal, Takvim, Narh Maddeleri, TDV İslam Ansiklopedisi 

– Heyet, “Tarihte İlginç Vakıflar”, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2012

Kaynak: Ensonhaber Haber Merkezi

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar