Ümit Yenişehirli yazdı: Kelime ve kavramlarıyla Ramazan

Ümit Yenişehirli yazdı: Kelime ve kavramlarıyla Ramazan
Yazı Özetini Göster

Mübarek Ramazan ayının eşiğindeyiz. Yarın gece ilk teravih namazı kılınacak, ilk sahura kalkılacak, peşi sıra da ilk oruç tutulacak.

“Ramazan” elbette, sadece takvimde bir ay, ibadetler içinde de bir ibadet anlamıyla sınırlı kalmamakta. Gelişiyle birlikte Ramazan, gerek ferdi planda gerekse toplumsal düzende birçok farklılığa yol açmakta. Bu farklılıkları belirginleştiren inanç ve kültür havzasına ait kavramların anlamları ise devasa bir ibadet tarihi ile toplumsal kültür birikimini oluşturuyor.

RAMAZAN’IN KÖKENİ

Yüce Allah’ın (CC), Bakara Suresi, 183’üncü ayette yer alan, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” buyruğu, orucun ibadet boyutunun Kur’anî temelini oluşturmakta.

Bu tanımlama ve emir ile oruç, insanı kötülüklerden koruyan bir “kalkan”, bir “sakınma”, özetle takva disiplini olmakta. Peygamber Efendimiz’in (sav), “Kim, inanarak ve sevabını sadece Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” hadisi de takva ile gelen temizlik ve arınmaya işaret etmekte.

Ramazan kelimesi, Arapça “r-m-d” kökünden gelmekte. “Şiddetli sıcaklıkta güneşin kum ve taşları yakması” anlamındaki “ramad”ın bu aya isim olmasıyla ilgili iki farklı yaklaşım görülmüştü. Birincisi, bu ayın günahları yakıp yok etmesi, ikincisi ise Arapların eski takvim düzenlemesinde bu ayın hep yazın en sıcak zamanına denk gelmesiydi.

SAHUR, SEHERDEN GELİYOR

Oruca başlamadan önceki yeme içmenin safhası olan sahur, Arapça “s-h-r” kökünden türemişti. Böylesi bir zaman dilimine, bu kökten gelen bir kelimenin seçilmesi, elbette tesadüf değildi. “S-h-r” hem “sahar” (seher) hem de “sihir” kelimeleri için kök anlamdı.

Seher, malum; gecenin sabaha bağlanmadan hemen önceki vakti, şafak öncesi. “Bir şeyin hakikatini gizleme veya bir şeyi olduğundan farklı gösterme” anlamına gelen sihirden türeyen seher, karanlık ile aydınlığın birbirine karıştığı, eşyanın hakikatinin tam seçilemediği sahuru gizemli bir zaman dilimi olarak tariflemekteydi.

Istılahtaki kullanımıyla sahur, “seher vaktinde yenen yemek” anlamına gelmekte. Bu zaman diliminde yemek yenmesinin güçlü bir şekilde tavsiye edilmesi ise Yahudi ve Hıristiyanlardaki oruca muhalefet ederek, onlara benzememe amacı gütmekteydi. Zira bu iki dinde de oruç için gece kalkma pratiği yoktu.

İMSAKLA KENDİMİZİ TUTUYOR, İFTARLA YENİDEN FITRATIMIZLA BULUŞUYORUZ

Yine Ramazan ayının içindeki kavramlardan olan imsak ve iftar da, bu mübarek ayın içerdiği derin anlamlarla ilişkili. “Kendini tutmak, el çekmek” anlamındaki imsak, sadece oruca başlamak için yeme içmeyi bırakmayı değil, bir bütün halinde nefsi kontrol altına alma iradesini karşılamakta.

İftar ise “Orucu açmak” anlamına gelse de kelime kökeni olarak “fıtrat”tan (yaratılış) türetilmişti. Böylece, ilahi kâinat düzeninde insanın; bir bakıma, özüne, en temel ihtiyaçlar sıralamasında başta gelen yeme-içme ihtiyacına geri dönüşü simgelenmekteydi.

TERAVİH: DİNLENME VE RAHATLAMA

Ramazan gecelerinde toplumu bir araya getiren teravih namazı da içerdiği anlamla cemaatin birlikte yaptığı bir ibadetin uzun tarihsel geçmişine göndermede bulunmakta. “Ara verip dinlenmek” anlamına gelen “tervîha” kelimesinin çoğulu olan teravih, eski zamanlarda camilerdeki bir ibadet pratiğini anlatmaktaydı.

Eskiden, camilerde kılınan bu uzun namazda, her dört rekâtta bir oturup dinlenilmekteydi. Verilen bu aralarda da ilahiler okunur, sohbet edilirdi. Teravih, “dinlendiren namaz” anlamında kullanılmaktaydı. Bu ibadet, çok sayıda rekâtla kılınan namazı içerişiyle Müslümanların ruhen tatmin oluşuna katkı da sağlamaktaydı.

HZ. PEYGAMBER (SAV) İLE CEBRAİL AS’IN “MUKABELE”Sİ

Kelime anlamı, “karşılaştırma, yüzleştirme” olan “mukabele”, Asr-ı Saadet’teki Ramazan aylarında başlamış, sonrasında da ibadete ilaveten bir örf olarak devam etmişti. Sahih hadisler ve İslam tarihi kaynaklarına göre, bu okuyuş şekli; Kur’an-ı Kerim’i getirmekle görevli Vahiy Meleği Cebrail (as) ile Peygamber Efendimiz’in (sav); her Ramazan ayında, o zamana kadar inen ayetleri birbirlerine okuyup kontrol etmeleri geleneğine dayanmakta.

Vahyin tamamlanması ve Hz. Peygamber’in irtihalinin ardından mukabele, asırlar boyunca devam edip günümüze kadar ulaşmıştı. Bir kişinin Kur’an-ı Kerim okuması, diğerlerinin de onu takip etmesiyle süren bu gelenek, Kur’an ile bağı diri tutmayı amaçlayan toplumsal bir “hafıza tazeleme” olarak da işlev görmekte.

İTİKÂF: YÖNEL, BAĞLAN, KENDİNİ ALIKOY

Modern kent şartlarında uygulayabilmek giderek zorlaşsa da “itikâf” hâlâ Ramazan ayının en karakteristik ibadetlerinden birisi. Ramazan’ın son on gününde, uygun bir caminin ilgili bölümünde ya da ibadete uygun bir mekânda gerçekleştirilen “itikâf”, manevî inzivanın temel unsurlarından birisi olarak biliniyor.

Kökeni, Arapça “a-ke-fe” fiiline dayanan bu kelime, “severek yönelmek, kendi iradesiyle kararlılıkla bağlanmak ve tek bir amaç için kendini alıkoymak” anlamlarının üçünü de karşılamakta. Böylece itikâf; insanın dış dünyadaki ses, iş, telaş, kalabalık vb. gibi sayısız uyarıcıdan kendini gönüllü olarak çekip, sadece tek bir noktaya, Yaradan’a odaklanmasını, bir başka ifadeyle “irade hapsi”ni net bir şekilde anlamlandırmakta.

ZEKÂT VE FİTREYE DAİR

Ramazan’ın son günlerindeki ibadetleri tanımlayan kelimeler ile bayrama dair manalar da bu çok özel ayın çok özel inceliklerini taşımakta. Hem “arınma, temizlenme” hem de “çoğalma, bereket” anlamına gelen zekâtın – fıkhî bir zaruret olmamasına rağmen – genellikle bayram öncesi haftada muhataplarına ulaştırılması, bu maddi ibadetle Ramazan’ın bereketini buluşturma amacını göstermekte.

Yine maddi bir ibadet olan ve toplumsal yardımlaşmayı gerçekleştiren, fıtrat ve iftar ile aynı kökten gelen “Sadaka-i Fıtır”ın, yaygın adıyla fitrenin (temizlenme) bu anlam derinliği ise ailecek bir Ramazan’a daha ulaşmayla hissedilen “yaratılış şükrü”nü ifade etmekte. Fitre ile bir aile; ihtiyaç sahibi bir başka aileye ya da kişiye, Rabbine şükrünün bir ifadesi olarak maddi bir “cemile”de (güzellik, iyilik) bulunmakta.

ARİFEYLE KENDİNİ BİLİP, BAYRAMLA MUTLU OLMAK

Bir aylık Ramazan güzelliğini bir başka güzellikle buluşturan zaman dilimi ise hiç şüphesiz arife ve bayram olmakta. Bayramdan önceki gün için “arife” (kendini bilmek) kelimesinin kullanılması ise bir aylık kutlu çabanın sonunda kendini bilmenin ifadesi olmuş.

Bu günlerin, Arapçada “iyd” ile anlatılması ise hem Ramazan’ın, dolayısıyla bayramın her yıl geri dönmesine hem de temizlendiği umulan, buna dair niyazlarda bulunulan bir kalple öze, yaradılışa geri dönmeye bir işaret. Orta Asya Türkçesi’ndeki “beyrem”den bayrama dönüşen kullanım da Müslüman Türkler açısından Ramazan’ı takip eden günleri isabetle tarif etmekte. Kaşgarlı Mahmut, Oğuz Türkçesi kökenli bu kelime için, “Halk arasındaki gülme, eğlenme ve sevinç günü” ifadesini kullanmıştı.

– TDV İslam Ansiklopedisi, İlgili Maddeler 

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar