Ümit Yenişehirli yazdı: Asrın Felaketi’nin antik izleri

Ümit Yenişehirli yazdı: Asrın Felaketi’nin antik izleri
Yazı Özetini Göster

Türkiye, üç yıl önce yaşanan Asrın Felaketi’nin hüznüyle dopdolu. 6 Şubat Depremlerinde kaybettiğimiz canlarımızın acısı hala taze. Tam 11 ili etkisi altına alan 2023 yılındaki depremin büyüklüğü ve etkileri, bölgenin nasıl önemli bir “sismik gerginlik” miras ve riskini bünyesinde sakladığını da ortaya koyuyor.

“MEDENİYET YIKAN” DEPREMLER

Gerçekten de açık güncel kaynaklar ile tarihi şahitlikler, o bölgenin, sadece güncellenmiş felaket halleriyle değil, geçmişinin de ne kadar hareketli bir jeolojik gerçekliğe sahip olduğunu göstermekte. Bölge; bidayetten bu yana Doğu Anadolu Fay Hattı ve Ölü Deniz Fay Sistemi üzerinde yer aldığı için antik çağlarda da birçok felakete sahne olmuştu. Hatta, bu özelliğinden dolayı, literatürde yer alan, “medeniyet yıkan depremler” tabiri bu topraklar için de kullanılmıştı.

“BÜTÜN DÜNYA ANTAKYA’DAKİ TEK BİR EV GİBİYDİ VE O EV ÇÖKTÜ”

Bölgedeki en eski ve trajik kayıtların ilki, ticaret ve yönetimin merkezi olan Antiokheia (Antakya) üzerinde yoğunlaşmıştı. MS 115 yılında meydana gelen Antakya depremi, bu önemli şehri, bir daha asla eski görkemine kavuşamayacak şekilde tahrip etmişti.

Roma İmparatoru Trajan’ın da şehirde olduğu sırada yaşanan depremde, o zamanki Antakya neredeyse tamamen yok olmuştu. İmparator, deprem sırasında bir pencereden atlayarak kurtulmuş, günlerce, hipodromda bir çadırda barınmak zorunda kalmıştı. İmparator kadar şanslı olmayan 200 bini aşkın insan ise hayatını kaybetmişti. Antik çağ tarihçisi Cassius Dio, 115 depremini, “Bütün dünya tek bir evde toplanmış gibiydi ve o ev onların üzerine çöktü.” sözleriyle anlatmıştı.

YARDIM VE TALANA GELENLER “YERİN DİBİNE BATAN MARAŞ”I BULAMAMIŞTI

Maraş’ta 1114 yılında meydana gelen deprem ise hem kelimenin gerçek anlamıyla “yıkıcılığı” – kimi hesaplamalara göre 7 moment büyüklüğündeki deprem 9 şiddetinde hissedilmişti – hem de siyasi etkileriyle tarihe geçmişti. Maraş – Pazarcık – Türkoğlu segmentini tamamen kıran bu deprem, dönemin tarihçileri olan Urfalı Mateos ve Süryani Mihail tarafından, “yok oluş” şeklinde tarif edilmişti. Binalar, sarsıntılar sonucu yumuşak toprağa, yerin derinliklerine gömülmüştü. Öyle ki, çevre bölgelerden yardım ya da talana gelenler, “şehrin nerede olduğunu bulamamışlardı.”

KÖY YUTAN YARIKLAR, GÖLE DÖNÜŞEN VADİLER

Şehirde yaşayan yaklaşık 40 bin kişinin neredeyse tamamının öldüğü tahmin edilmekteydi. Maraş’ın tamamı ile kısmen Urfa ve Antakya, “bir deniz gibi dalgalanmış”, bölgenin tabiat şekli değişmişti. Bazı köyler, bir bütün halinde, açılan yarıklara “düşerek” kaybolmuştu. Depremin çok şiddetli kış aylarına denk gelmesi ise ilave trajedilere yol açmıştı. Ceyhan Nehri ve çevresindeki su yatakları yön değiştirmiş, karla karışık devasa heyelanlar vadileri kapatmıştı.

Deprem sonrası bölgeyi gezen Efesli Malalas’ın kaleme aldıkları da felaketin boyutunu gözler önüne sermekteydi: Bir dağın, vadinin önünü kapadığını gördük. Orada hemen bir göl oluşmuştu. Evlerinden çıkanlar, tanıdıkları yol ve tepelerin yok olduğunu görünce akıllarını yitirecek gibi olmuşlardı. Bir köyde insanlar bizlere gelip, yalvararak, ‘Dağlar üzerimize yıkıldı, bizi saklayın.’ diye bağırıyorlardı.

SELÇUKLULARLA HAÇLILAR SAVAŞI BIRAKIP KURTARMA FAALİYETLERİNE KATILMIŞTI

Bölgenin; Haçlı sürüleri, Urfa Kontluğu, Antakya Prensliği, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları ve Danişmendler arasında bölüşülmüş olması ise büyük afetin farklı farklı siyasi sonuçlarını gündeme getirmişti. Bu sonuçlardan birisi de savaş halinde olan Haçlılarla Selçukluların, cenaze definleri ile hayatta kalanlara yardım gerekliliğinden dolayı bir süre muharebelere ara verip, ortaklaşa kurtarma faaliyetlerine girişmeleriydi.

EVLİYA ÇELEBİ’NİN “DEPREM NOTLARI”

Sonuçta, eski depremlerin üzerine ilave olarak; 1268 Kilikya, 1513 Maraş, Malatya, Adıyaman, 1544 Elbistan, 1795 Maraş, 1822 Gaziantep, Kilis, Antakya, Halep ve 1872 Amanos depremleriyle birlikte Asrın Depremi’nin de sınırlarını çizen bölge, belirli aralıklara biriken sismik enerjisini boşaltan bir “deprem durağı” olarak tarihteki yerini koruyor.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar