FÖŞ: Türkiye Gelişen Piyasaların Kralı Olacak
İSTANBUL — Merhaba değerli okurlar, bugün sizlere İstanbul’daki tavan arası stüdyomdan sesleniyorum. Dün 20 yaş dişim çekildi, tüm gün ruh gibi ortalıkta dolaştım. O kafayla Türkiye piyasaları ve Gelişmekte Olan Piyasaları (GOP) düşündüm. GOP nerdeyse 10 yıldır Gelişmiş Ülke varlıklarının yanında çok sönük bir performans gösterdikten sonra, geçene sene muhteşem bir ralli yaptı. Ralli tüm GOP varlık sınıflarında Ocak ayında da sürerken, IIF’e göre geçen ay $100 milyar sıcak para katı bu piyasalara. Komşuda pişer, bize de düşer. Yılbaşından bu yana tahviller başta, sisteme yabancı fonların girdiğini gördük. TCMB’ye göre swap stoku da $40 milyara ulaştı.
Bugün biraz riskli bir alana girip oldukça cesur bir öngörüde bulunacağım: 2026 yılında, Türk Lirası’nın nominal değer kaybını bir kenara bırakırsak, Türk mali varlıkları gelişmekte olan piyasalar (GOP) evreninin “sevgilisi” olacak. Neden mi? Gelin, bu “ayrışma” hikayesinin perde arkasına birlikte bakalım.
Küresel Manzara: Gelişmekte Olan Piyasalar Neden Sönük Kalıyor?
Türkiye’nin neden parlayacağını anlamak için önce dışarıdaki havaya bakmak lazım. Piyasa konsensüsü, zayıf dolar ve Fed’in faiz indirimleri sayesinde gelişmekte olan piyasaların on yıllık şanssızlığını kıracağını söylüyor. Ben bu görüşe katılıyorum, ama Fed tek hikaye. Bence EM hikayesi genel olarak çökmüş durumda.
Çin, 1980 sonu Japonya’sını andıran bir deflasyon sarmalı ve emlak kriziyle boğuşuyor; büyüme verilerine zerre güvenim yok. Hindistan ise çevresel ve yapısal sürdürülebilirlik engellerine çarpıyor. Meksika, Brezilya, Güney Afrika Cumhuriyeti büyümekte zorluk çekiyor. Güney Kore ve Tayvan’ın kaderi artık Yapay Zeka’nın performansına endekslendi. Geçen hafta daldan dala atlayan YZ bağlantılı satışların bu piyasaları da vurması mümkün. Yani ortada “dolara karşı bahis oynamak” dışında bir EM hikayesi kalmadı. Bu gri tabloda Türkiye, bir “güvenli liman” ve yüksek getiri adası olarak öne çıkıyor.
“Güçlü Lira” ve Carry Trade’in Dönüşü
Şu meşhur “Güçlü Lira” meselesine açıklık getirelim. Merkez Bankası (TCMB) resmi olarak bu politikayı izliyor. Bu, TL’nin dolar karşısında değer kazanacağı anlamına gelmiyor. Benim öngörüm, TL’nin bu yıl dolar karşısında yaklaşık %18 değer kaybedeceği yönünde. Ancak yıl sonu enflasyon beklentimiz %25. Yani matematik basit: TL, enflasyondan daha az değer kaybederek reel olarak güçleniyor.
İşte bu durum, “Carry Trade” (faiz arbitrajı) dediğimiz mekanizmayı devreye sokuyor. Bugün politika faizimiz %36,5 seviyelerinde ve yıl sonunda %33’lere gerilemesini bekliyoruz. Eğer paranızı TL mevduatta tutarsanız bileşik getiriniz %37’ye yaklaşıyor. Kurdaki kayıp %18-20 bandında kalırsa, dolar bazında çift haneli net getiri cebinizde demektir. Merkez Bankası’nın 200 milyar dolara yaklaşan brüt rezervleri ve halkın dolarizasyondan vazgeçmesi, bu sürecin en büyük garantörü.
Cuma açıklanan zayıf TÜFE sonrası, Fed’in bu yıl 2 değil 3 kez faiz indireceği fiyatlaması oluştu, bu da carry trade’i destekler, TCMB’nin Mart yapması kesin olan 100 baz puan faiz indirimini dengeler.
Borsa İstanbul: İskontolu Devrim
Borsa İstanbul (BIST 100) son dönemde dolar bazında %15 prim yaptı diye “pahalı” diyenlere gülüyorum. Borsa hala EM hisse senedi endeksine göre %50 iskontolu işlem görüyor. Bizim tarihsel “Erdoğan iskontomuz” %30-35 civarıdır. Bu iskontonun sadece tarihsel ortalamalara dönmesi bile devasa bir yukarı yönlü potansiyel demek.
Şu anki makro ekonomik verilerimiz, Hindistan ve Çin gibi “hiper” büyüyenleri dışarıda tutarsak, gelişmekte olan ülkelerin ortalamasında seyrediyor. Cari açığımız GSYH’nin %2’sine kadar geriledi ki bu bizim standartlarımızda “çok güvenli” bir bölge. Kamu borcumuzun GSYH’ye oranı %35 ile EM ortalamasının yarısı seviyesinde. En önemlisi, Sayın Erdoğan “faiz sebep enflasyon sonuç” gibi deneylerden vazgeçti; ekonominin direksiyonunu Mehmet Şimşek ve liyakatli bir ekibe bıraktı. 2028’e kadar seçim olmaması da bu rasyonalitenin bozulmayacağının en büyük kanıtı.
2026 İçin Piyasa Hedeflerim
Piyasadaki araştırma raporlarını ve kendi modellerimi sentezlediğimde ortaya çıkan tablo şu:
-
Hisse Senetleri: BIST 100 endeksi için yıl sonu hedefim 17.000 puan. Mevcut seviyelerden %30’luk bir potansiyel var.
-
Tahvil: 10 yıllık tahvil faizlerinde 300-400 baz puanlık bir düşüş (sermaye kazancı) bekliyorum. 2 yıllık kısa vadeli tahviller ise daha da cazip.
-
CDS: 5 yıllık kredi risk primimiz 210 puan civarında. EM ortalaması olan 100 puana doğru bir yakınsama bekliyorum; hedefim 150 baz puan.
Riskler: Siyah Kuğular ve Petrol Gerçeği
Tabii ki pembe bir tablo çizip kenara çekilmeyeceğim. Türkiye hikayesi aslında petrol piyasası üzerine bir “put” opsiyonudur. Petrol düşerse cari açık ve enflasyon iyileşir. Ama ABD veya İsrail’in İran’a olası bir saldırısı, petrolü 100 dolara fırlatırsa tüm bu senaryo çöpe gider.
İçeride ise iki büyük “Siyah Kuğu”muz var. Birincisi, ne zaman olacağı belirsiz ama şiddeti kesin olan Marmara Depremi. 6,5 ve üzeri bir sarsıntı, sanayi kalbimizi vurarak GSYH’yi bir yılda %5 aşağı çekebilir. İkincisi ise liderlerin sağlığı. Sayın Erdoğan veya Sayın Bahçeli’nin sağlık nedenleriyle siyasetten çekilmesi, Cumhur İttifakı’nı sarsabilir ve tüm ekonomik hikayeyi erken seçim tartışmalarına boğabilir.
Jeopolitik Koz: Trump-Erdoğan “Bromance”i
Bunca riske rağmen beni iyimser kılan şey jeopolitik rüzgarlar. Suriye artık fiilen Türkiye’nin bir mandası haline geliyor. 300 milyar dolarlık yeniden inşa süreci, Türk ihracatçısı için muazzam bir fırsat.
Öte yandan, Erdoğan ve Trump arasındaki o “garip” ama etkili dostluk piyasa tarafından küçümseniyor. Trump’ın Halkbank davasını bir şekilde rafa kaldırması veya S-400 krizine “anahtarları ABD’ye emanet etme” gibi bir formülle çözüm bulması an meselesi. CAATSA yaptırımlarının kalkması ve F-35 programına geri dönüş, Türkiye için sadece askeri değil, devasa bir yatırım hikayesi yaratacaktır.
Sözün özü; dünya genelinde EM varlıkları can çekişirken, Türkiye rasyonaliteye dönüşü, stratejik kazanımları ve derin iskontosuyla bu yıl yatırımcısına en çok parayı kazandıracak ülke olacak. Gayrimenkulden uzak durun, orada reel getiri bitti; artık sıra finansal varlıklarda.
Atilla Yeşilada ve Güldem Atabay tarafından kaleme alınan özel raporlarımıza abone olmak ister misiniz? Raporlarımız kurumsal müşterilere yöneliktir. Abonelik ücretlidir. Koşulları öğrenmek için bize e-mail atın: [email protected]