Ümit Yenişehirli yazdı: Batı İran’ı hep uzaktan vurdu
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısında bir hafta geride kaldı. İran halkı, topraklarına ayak basmadan havadan ölüm yağdıran füze saldırısı ve uçak bombardımanı altında. İsrail ve ABD, İran topraklarına fiziksel olarak girip işgal gerçekleştirmek yerine, “temassız savaş” ile rejim güçlerini geriletmeye çalışıyor. İran’ın eski çağlara uzanıp Pers kimliğiyle iç içe geçen dönemleri de dahil Batı’dan gelen hemen hemen bütün saldırılarda da “uzaktan sorunu” gündemde olmuştu.
SAVAŞLARDAKİ “KALLEŞÇE” YÖNTEMLER
Alex Roland’ın Oxford Üniversitesi Yayınları’ndan 2016’da çıkan, “Savaş ve Teknoloji” isimli kitabında yer alan bilgilere göre, askeri teknolojilerde uzaktan tahrip yöntemi, çok eski çağlardan itibaren görülmüştü. Savaş araştırmaları literatüründe bu durum, “Kalleşçe Yöntemler” (Treacherous) başta olmak üzere “Uzaktan Vuruş” (Stand-off), “Şövalyelik Kaybı” (Chivalry) ve “Kahramanlık Sonrası” (Post-Heroic Warfare) gibi ifadelerle yer almaktaydı. Tarihteki Yunan / Makedon – Pers çatışmalarında da benzer durum söz konusuydu. O dönemin askeri doktrininde de “göz göze gelmeden güvenli mesafeden yok etme” yöntemleri Persler üzerinde uygulanmıştı.
Tarihin sonraki seyrine bakıldığında dikkat çeken ise bu yöntemi ilk deneyenlerin Persler olmasıydı. Pers güçleri, geçmiş savaşlarda, ünlü okçularıyla uzaktaki siperlerinden Batılı güçleri, kelimenin tam anlamıyla ok yağmuruyla defalarca yenilgiye uğratmışlardı. Ok saldırısı o kadar yoğundu ki, bu savaşların birinde bir Yunan askeri, “Perslerin okları güneşi kapatıyor.” demişti. Henüz yay ve ok teknolojisine geçemeyen Yunan ve Makedon dünyasında ise uzaktan yağmur gibi yağan oklarla öldürülmek “kalleşçe” görülüyordu.

İSKENDER’İN GAZZE’YE YÖNELİK “FÜZE” SALDIRILARI
Persler / İran, Avrupa’yla ok ve yay teknolojisinde durumun eşitlenmesinin ardından bu defa kendisi uzaktan saldırıların mağduru olmaya başlayacaktı. Antik Yunan ve Makedon dünyasındaki görece teknolojik ilerleme, mancınık tekniğini doğurmuştu. İskender’in başmühendisi Teselyalı Diades, teknolojik buluşlarıyla Perslerin elindeki Gazze’nin alınmasında büyük bir rol oynamıştı.
Diades’in geliştirdiği, at kıllarının burularak gerilip bırakılması üzerine ortaya çıkan enerjiyle çalışan mancınıklar, surların açığındaki Makedon gemilerinden binlerce iri taşı şehre atmış, Gazze böylece ele geçirilmişti. Pers askerleri bu saldırılar sırasında, “Görünmez bir dev taş atıyor.” diyerek kaçışmışlardı. İskender’in ordusunun adeta bitmek tükenmek bilmez taş stoğuyla bu saldırılar, günümüzdeki füze yağmurunun antik versiyonu gibiydi. Yine bu savaşta, Makedon güçlerin devasa haraketli kuleleri de surlara bitişip, şehre girmeden yüksek mesafeden etkili saldırı yapma imkanı sağlamıştı.

İNGİLİZ DONANMASININ TOPÇU ATEŞİ
İran coğrafyasında, antik çağlardan sonra yaşanan savaşlarda, özellikle İslam orduları ve Osmanlı’ya karşı olanlarda, devrin konvensiyonel yöntemleriyle karşı karşıya gelinmişti. Bir başka ifadeyle “mertçe savaş” pratikleri yaşanmıştı.
İran’ın yeniden uzaktan saldırılarıyla tanışması ise 19’uncu yüzyılda olmuştu. O dönemde uçak yoktu ama İngiliz Kraliyet Donanması’nın devasa gemi topları, İran’ı uzaktan vurmak için çok uygundu. 1838 ve 1856’da yaşanan Herat krizlerinde, İran (Kaçar Hanedanı), kadim toprakları olarak gördüğü bu şehri geri almaya kalkınca, İngiliz donanması Basra Körfezi’ne gelerek Buşehr ve Hürremşehr limanlarını uzaktan yıkıcı bir biçimde bombalamıştı. İran, bu asimetrik saldırılar karşısında geri adım atacak ve 1857 Paris anlaşması ile Herat ısrarından vazgeçecekti.

RUSLAR ŞEHRE ADIM ATMADAN MEŞHED’İ ELE GEÇİRMİŞLERDİ
İran’ın, yüz yüze gelmeden gerçekleşen bir diğer savaşı da 20’nci yüzyıl başlarındaki “Kutsal Şehir Bombardımanı”ydı. İran güçleri, bu defa da Ruslar karşısında uzaktan tahribe uğrama kaderini yaşamışlardı. Rus ordusu, İran ilahiyatında çok özel bir yeri olan Meşhed şehrine girmeden, çevredeki uygun konumlardan yoğun bir topçu ateşi başlatmıştı. Rus Çarlığı, Şiiliğin en kutsal mekanlarından biri olan İmam Rıza Türbesi’ni top ateşine tutarak İran’ı istediği şartlara uymaya mecbur bırakmıştı. Bu saldırı, gerçekleştiği 1912 yılından sonra İranlıların kolektif hafızasında büyük bir travmaya yol açacaktı
II. DÜNYA SAVAŞI BOMBARDIMANI
İkinci Dünya Savaşı ise havadan saldırılar konusunda, İran’ın en çaresiz kaldığı anlara sahne olmuştu. Elinde, 150 civarında ve çoğu da hafif avcı tipi uçak olan İran, her biri iki ton bomba taşıyabilen İngiltere’nin 500, Sovyetler Birliği’nin de 400 uçağının karşısında tam bir yenilgi yaşamıştı. Düşman uçakları, bugünkü Körfez ülkelerindekiler de dahil olmak üzere İran’a ait bütün petrol tesisleri ile askeri garnizonları yerle bir etmişti. Böylece, Müttefiklerin “Müşterek İstila” adını verdikleri saldırıyla İran (yanı sıra Irak da), sadece 80 saat içinde “felç olmuştu.”

SADDAM’IN SCUD FÜZELERİYLE YAŞANAN KABUS
İran’ın havadan gelen tehlike konusunda yakın tarihteki son deneyimi ise Irak’la sekiz yıl süren savaş esnasında yaşanmıştı. Bu dönem, bugünkü füze tehdidi ve ambargo psikolojisinin öncülü olmuştu. Saddam Hüseyin yönetimi, 1980’den 1988’e kadar devam eden bu savaşta, Tahran ve diğer büyük şehirleri Scud füzeleriyle mütemadiyen vurmuştu. O dönem hava savunması çok zayıf olan İran “Scud yağmuru”na kayda değer bir karşılık verememişti. Saldırılar boyunca, çok uzun süre sığınaklarda yaşamak zorunda kalan İranlılar, bu savaşın ardından, günümüzde esaslı bir hacmi olan füze gücüne giden yoldaki çalışmalara yoğunlaşacaklardı.