Ümit Yenişehirli yazı: CHP hep aynı, değişmeyen şeriat ve Arap karşıtlığı

Ümit Yenişehirli yazı: CHP hep aynı, değişmeyen şeriat ve Arap karşıtlığı
Yazı Özetini Göster

Cumhuriyet Halk Partisi’nin “şeriat ve Arap alerjisi” yeniden nüksetti. Kurulduğu günden beri, bu iki kelimeyi hem birbirine eşitleyen hem de her ikisine de hasmane bakan CHP yöneticileri, bugün de bir vesile gene aynı çizgide. Sadece, konjonktür ve zamanın ruhu gereği, işin “Araplık” boyutu biraz silikleştirilmiş durumda.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, tüm dünyanın meşru yönetimin temsilcisi olarak tanıdığı Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve ekibini “şeriatçı” olmakla eleştiriyor. Bu ülkede, PKK’nın muadili olarak YPG adıyla iş gören terör örgütünü gerileten, şartlarına razı eden Suriye yönetiminin nihai entegrasyon imzalarının atılmasını sağladığı gün bile, CHP Genel Başkanı Özel, “IŞİD’e, HTŞ’ye kravat takılarak rejimin başına getirilmiş olan Suriye rejiminin şeriatçılığından, dinci gruplarla birlikte Kürtlere karşı operasyon yaptığından” bahsediyor.

Tabii bunda, Suriye’de olup bitenler sonrası kimyası kısmen bozulan DEM’i, AK Parti’ye karşı CHP’nin yanına; eski yıllardaki gibi, “İyi salladık” ya da “Kent Uzlaşısı” günlerine döndürebilme ümidinin de etkisi var. Malum, bir süre önce, eski ittifak ortağı DEM’i AK Parti’ye yakınlaştığı gerekçesiyle “celladına aşık olmakla” suçlayan da Özgür Özel’di.

ARAPLAR, ŞERİATIN, GERİCİLİĞİN SEMBOLÜ

Bütün bu olup bitenlerle ilgili aslan payı ise “CHP’nin kurumsal genleri”nde saklı aslında. İslam’ın; ibadet, toplumsal hayat ve hukuku şekillendiren sisteminin adı olan “şeriat” ile bir kavmiyet, milliyet adı olan “Araplığı” eşitleyen sakat bakış açısı, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren hem yeni devletin hem de devletle iç içe geçmiş CHP’nin temel ilkelerinden biri olmuştu.

O devir ve sonrasında devam eden “Arap karşıtı” söylemler, aslında sadece bir etnik köken karşıtlığı değil, “Batılılaşma ideali” ve laiklik/sekülerizm anlayışının bir bileşkesiydi. Araplık, İslam’ı/şeriatı, bu ikisi de Arapları temsil ediyordu. CHP’li nutukçu ve kalemşörler, Arapları sürekli bir biçimde, “gericiliğin sembolü” olarak görmekteydiler.

CHP’Lİ ATAY: ARABIN KESESİNE ALTIN, KURSAĞINA RIZIK BİZDEN

“Rejimin başyazarı” unvanını bileğinin hakkıyla alan hem yazar hem CHP milletvekili Falih Rıfkı Atay, Araplardan/şeriattan her vesileyle “tiksinerek” bahsederdi. Zeytindağı kitabında yazdıklarına göre, “Lübnan havası bize yabancıydı. Kudüs’te kirada oturuyorduk. Floransa ne kadar bizden değilse, Kudüs de o kadar bizden değildi. Hz. Fatıma, Ebubekir ve Ömer’in sandukaları için Arap kesesine Anadolu altını, Arap kursağına Anadolu rızkı akıtılmaktaydı. Medine’yi bırakmıyorduk ama Medine bizi bırakmıştı.” Atay, Necip Fazıl merhumla bir sohbetinde de “İslam, cami deyince, aklıma çorap kokusu geliyor.” dediğinde, Üstad’dan, “O pis koku, senin çürümüş ciğerlerinden geliyor!” cevabını almıştı.

“KABE ARABIN OLSUN BİZE ÇANKAYA YETER”

Dr. Ahmet İshak Demir’in Ensar Neşriyat yayınları arasından çıkan, “Cumhuriyet Dönemi Aydınlarının İslam’a Bakışı” isimli çalışmasında da bu alanın İslam/şeriat tarafına yönelik çarpıcı başka örnekler ele alınıyor. “CHP zihniyeti”nin İslam ile Araplığı özdeşleştiren yaklaşımının en tipiklerinden birisi, yine CHP milletvekili olan Kemalettin Kamu’nun bir “şiir”inde kendisini göstermişti. Kamu, “Ne örümcek ne yosun / Ne mucize ne füsun / Kabe Arabın olsun / Çankaya bize yeter” diye yazmıştı.

Yeni rejimin anlayışı doğrultusunda yayın yapan Kadro Dergisi’nin kurucularından ve Cumhuriyet ideolojisinin teorisyenlerinden olan Şevket Süreyya Aydemir ise Arapların neden geri kaldığını, İslamiyet’le bağ kurarak “açıklamaktaydı.” Ona göre Araplar, teokratik yapı ve feodalizmin pençesindeydi. İslam’ın etkisindeki Araplar dogmatiklikle uygarlık trenini kaçırmış, mistik ve durağan yapıya mahkûm bir milletti. “Türk Devrimi”, Arap/İslam etkisinden ne kadar uzak olabilirse o kadar başarılı olabilirdi.

İSLAM İNANCI ARAP KÜLTÜRÜYLE HARMANLANMIŞ BİR HURAFE

Dönemin önemli yazar, milletvekili ve diplomatlarından olan CHP’li Yakup Kadri Karaosmanoğlu da özellikle Yaban ve Ankara gibi romanlarında, Türk köylüsünü “cahil” olarak tasvir ediyor, bunu da “Arap kültürüyle harmanlanmış hurafe dolu İslam anlayışı”na bağlıyordu. Ona göre Arap inancı/İslam, Anadolu’yu istila ediyordu. “Etnik tiksinti” ile de malul olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Arap dünyasını dolayısıyla İslam alemini anlatırken, sıklıkla “pislik, hastalık, uyuşukluk” gibi kelimeleri tercih ediyordu.

CHP’Lİ ADALET BAKANI: ŞERİAT HUKUKU, ARAP ÇÖLÜNÜN KANUNLARI

CHP’nin Adalet Bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt ise yeni laik kanunları savunurken, “Arap hukuku” dediği şeriat hükümlerini ağır bir dille eleştirerek, “Bu hukuk ilkeldir ve Türk milletinin yapısına uygun değildir.” diyordu. Ona göre, “Arap çölünün kanunları, Türk medeniyetine ışık tutamaz”dı.

Dönemdeki parlatılan isimlerinden biri diğeri olan Afet İnan da Araplık ve İslam’ın ne kadar kötü olduğunu “ilmi” yaklaşımlarla ispatlamaya çalışıyordu. “Türk Tarih Tezi” adı verilen çalışmalarda, “üstün bir beyaz ırk olan Türkler”in medeniyeti dünyaya yaydığını savunuyor, “uzun ve dik kafalı Türklerin” Batılı olduğunu iddia ederek kafatası ölçümleri yaptırıyor – Mimar Sinan’ın kafatası “bu işler” sırasında kaybolmuştu – “basık kafalı” Arapları ise Türk medeniyetini gerileten bir unsur olarak konumlandırıyordu. İnan, “Araplar, Türkleri pörsüttü” de diyordu.

MENDERES “ARAP HAYRANI” OLDU

Tek parti iktidarının sona ermesinin ardından işbaşına gelen Demokrat Parti, dış politikada İslam ülkeleri, özellikle de Arap coğrafyasına yöneldiğinde, CHP’nin ileri gelenleri ile bu partinin çevresindeki basın temsilcileri tarafından “Arap hayranı” olmakla suçlanmıştı. Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve Birleşik Krallık arasında 1955 yılında kurulan Bağdat Paktı (sonrasında CENTO), bu çevrelerce “irtica geri geliyor” tepkileriyle karşılanmıştı. Ortalama CHP’li kurmay anlayışına göre, paktta İngiltere’nin yer alması bile laikliğin yara almasına mani olabilecek değildi.

Arap milletlerinin, 1970’lerden itibaren petrol gelirleriyle zenginleşmesi ise CHP’nin zihinsel ekosisteminde bambaşka bir tepkiye yol açmıştı. CHP’lilerce daha önce, “fakir ve kirli” görülen Araplar, bu defa da “paralı ve görgüsüz” olmuştu.

“SURİYE POLİTİKASI”NDAN ANLADIKLARI “ARAPÇA NUTUK YARDIMI”!

Günümüzde de CHP yönetim çevreleri ile partinin oy deposunu oluşturan sosyolojik tabanın Suriyeli karşıtlığı, Arapça tabela huysuzlanması, Arap turistlere ayrımcılık girişimleri de sık sık gündem olmakta. Unutmadan; önceki yıl Aralık ayında Suriye’de rejim değişirken, CHP’li yöneticilerin aklında ise yeni iktidarın “alkol satışına izin verip vermeyeceği, Şam’da barların açılıp açılmayacağı” gibi “hayati” konular vardı.

CHP’nin bir önceki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, rejimin masum halka yönelik saldırılarının en yoğun olduğu zamanlarda, canının derdine düşen Suriyelilere “Arapça Nutuk yardımı” yaptığı da hatırlanınca, bütün bu tutumların CHP’nin kurumsal duruşu olduğu daha net anlaşılıyor. Kılıçdaroğlu, CHP’nin Suriye’ye insani yardım yapmadığı yönündeki eleştiriler üzerine, “Kim yardım yaptı, biliyor musunuz? Biz yaptık ama bunun reklamını yapmadık. Suriye’ye Mustafa Kemal’in Arapça Nutuk’unu gönderen biziz.” açıklamasında bulunmuştu.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar