Devlet Bahçeli: Türkiye krizin akıntısına kapılan bir ülke olamaz
Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli’nin, Belediye Başkanlarının katılımıyla düzenlenen iftar programına katıldı.
Bahçeli, burada yaptığı konuşmada bölgede yaşanan savaşa ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
İşte Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan satırbaşları:
“BUNLARIN HİÇBİRİ BİRBİRİNDEN KOPUK HADİSELER DEĞİLDİR”
Bu mübarek Ramazan akşamında, gönüllerin ihlasla birleştiği bu bereket sofrasında sizlerle bir arada bulunmaktan ve aynı manevi iklimi paylaşmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.Sözlerimin başında hepinizi kemali hürmet ve muhabbetle selamlıyor, her birinize ayrı ayrı hoş geldiniz diyorum.
Aziz Dava Arkadaşlarım, Tarih bazen ağır ağır ilerler; devletler ve toplumlar değişimin farkına varmadan uzun dönemler geçirir. Bazen de asırların biriktirdiği gerilim birkaç yılın, birkaç ayın, hatta birkaç haftanın içine sıkışır ve dünya bir anda hızlanmış bir zamanın içine girer. Bugün tam da böylesi bir eşiğin içindeyiz.
Gazze’de yaşanan insanlık dramı, Lübnan sahasında derinleşen kırılma, İran merkezli gün geçtikçe kontrolden çıkarak tırmanan savaş hali, Suriye ve Irak zeminindeki kırılganlık, Ukrayna–Rusya savaşının Avrupa güvenlik mimarisini sarsan etkisi, Afganistan’dan Pakistan’a uzanan istikrarsızlık hattı, Çin ile Hindistan sahasındaki makro ve mikro stratejik rekabet; bunların hiçbiri birbirinden kopuk ve tesadüfi hadiseler değildir.

“TÜRKİYE KRİZİN AKINTISINA KAPILAN BİR ÜLKE KONUMUNA SÜRÜKLENEMEZ”
Bizim çizgimiz açıktır. Türkiye krizin akıntısına kapılan bir ülke konumuna sürüklenemez. Türkiye yangının büyümesine hizmet eden bir aktör hâline gelemez; bilakis yangını sınırlayan, gerilimi dengeleyen, kutuplaşmayı yatıştıran ve bölgesel aklı yeniden inşa eden merkez ülke konumunu güçlendirmek zorundadır.
İran sahasında doğabilecek ağır bir kırılmanın etkisi yalnızca Tahran’ı ilgilendiren bir hadise olarak kalmaz; dalga dalga Türkiye’nin doğu sınırlarına, güvenlik mimarisine, göç hareketlerine, ekonomik dengelerine ve iç istikrarına kadar uzanabilecek bir sarsıntı üretir.
Her şeyden önce sınır güvenliği en üst düzeyde tahkim edilmelidir. İran hattında doğabilecek her ihtimal için çok katmanlı bir hazırlık yapılmalıdır.

“KONUŞULAN MEVZU POLEMİK BAŞLIĞI DEĞİLDİR”
Muhalefetin bir kısmı, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu büyük jeopolitik sınamanın mahiyetini kavrayabilecek bir ufka sahip görünmemektedir. Okyanuslar kabarırken ufukta, onlar kendilerince ÖZGÜR bir halet-i ruhiye içinde sığ sularda çamurla oynamayı marifet saymaktadır.
Ufku okuyamadıkları için küçümserler; kavrayamadıkları için basitleştirirler, idrak edemedikleri için meseleyi gündelik polemiklerin dar çerçevesine sıkıştırırlar.
Bu sığlığın etrafında bir de kulak entelektüelleri, meyhane malumatfuruşları ve isimlerini anmaya dahi değmeyecek bazı zevatın gürültülü yorumları dolaşmaktadır.
Gürültü çoktur, idrak azdır; söz çoktur, kavrayış kıttır.
Oysa burada konuşulan mevzu herhangi bir parti rekabeti, herhangi bir seçim hesabı yahut ekranlarda tüketilen bir polemik başlığı değildir.

“İRAN’DAKİ SARSINTI TÜRKİYE’YE UZANABİLİR”
Burada konuşulan mevzu, Türkiye Cumhuriyeti’nin önümüzdeki yüz yılını şekillendirecek güvenlik ve jeopolitik eşiğin kendisidir. Böyle bir mesele sloganla yürütülemez.
Böyle bir mesele kifayetsizlikle taşınamaz. Böyle bir mesele şahsi ihtirasların gölgesine terk edilemez.
Devlet aklı böylesi zamanlarda polemik üretmez; istikamet tayin eder.
Gürültü çıkarmaz; ağırlık koyar. Çünkü tarihî eşiklerden geçen milletler sığ rekabetlerin gürültüsüyle değil, derin bir devlet aklının dirayetiyle yol alır.